İşlem düğmeleri hazırlanıyor.
O gün hava sakindi. Parkın içinden geçerken gölgeli bir bank dikkatimi çekti. Adımlarımı yavaşlattım, orada kısa bir mola vermek istedim. Çantamdan küçük not defterimi çıkardım, kalemimle birkaç satır karalayacaktım. Yazmak niyetindeydim ama içim sessizdi. Çok geçmeden yaşlıca bir adam yaklaştı. Dizleri hafif titreyerek oturdu yanıma. Selam vermedi, konuşmadı, göz ucuyla bile bakmadı. Sadece oturdu. Sessizliğimiz bir süre yan yana durdu. Sonra, ben hiçbir şey sormadan, o birden konuşmaya başladı. “Benim oğlum da bu yaşlardaydı,” dedi. Cümle, havada asılı kaldı. Devam etmeden önce yüzünü karşıdaki oyun alanına çevirdi. Bir çocuk koşuyordu, elinde uçurtma ipiyle. “Altı yaşındaydı kaybolduğunda. Parka gelmiştik o gün de. Bir anda yok oldu. Bir anlık dalgınlık. Gözümün önünden kaydı gitti. Ne polis, ne kamera, ne afiş… Hiçbiri geri getirmedi.” Söyledikleri sıradan cümleler değildi. Her kelime, yılların içinden çıkmış gibiydi. Ağırlıkları vardı. Kafasını eğdi, dizlerinin üstünde ellerini birleştirdi. Devam etti. “İlk aylar umutla geçti. Sonraki yıllar aramakla. Sonra sessizlik başladı. İnsanlar alışmamı söyledi. Alışmak mümkün mü bilmiyorum. Ama sustum. Bu parkta her gün bir saat oturuyorum. Belki yine geçer buradan, belki görürüm diye.” Nefesini içine çekti. Anlattıkları bir acıyı paylaşmak için değil, hafifletmek içindi belki. Ben hâlâ tek kelime etmemiştim. Dinlemenin başka bir dili vardır. Ona konuşma alanı açan bir sessizlikteydim. “Eşim, bir süre sonra bu alışkanlığımı bırakmamı istedi. ‘Geçmişle yaşanmaz,’ dedi. Ama ben, geçmişin kendisi değilim ki. Ben yalnızca onu hatırlıyorum. Onu unuttuğum gün ben de yok olurum.” Başını kaldırdı. Bu kez bana baktı. Gözlerinde doluluk yoktu. Acısı taş gibi sabitti. “İnsanlar, kaybolan şeylerin ardından uzun süre ağlamaz. Ama eksiklik hep içeride bir yere oturur. Zamanla büyür. Şimdi onun yaşı yirmi sekiz olurdu. Hiç büyümediği hâliyle kaldı bende.” Arkasını yasladı. Omuzları çöktü. Sözünü tamamladıktan sonra hiçbir şey demeden kalktı. Ne teşekkür etti, ne vedalaştı. Sadece yürüdü. Sanki bir taş daha bırakmıştı içine, ama birazını hafifletmiş gibiydi. Ben olduğum yerde kaldım. Kalemim elimdeydi, ama hâlâ yazamamıştım. Belki o gün şunu fark ettim: Bazı insanlar kayıplarını anlatmazsa kendilerini de kaybedeceklerinden korkarlar. Ve bazen, bir bankta oturan yabancı, yıllardır kimseye anlatılamayan bir boşluğun ilk tanığı olur.

İlk beğenen sen ol

2

Görüntülenme

Bankta yanıma oturan adam
Bu portfolyoyu beğendin mi? O zaman ilk yorumu sen yap...